01.04.2015 Tarihinde Yargıtay Kanunu Hakkındaki Genel Kurul Konuşması

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 704 sıra sayılı kanun teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hemen sözlerimin başında değerli milletvekilleri, Çağlayan Adliyesinde şehit edilen savcımız Mehmet Selim Kiraz'a Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine, yargı camiamıza ve milletimize de başsağlığı diliyorum. Gerçekten her yönüyle araştırmaya muhtaç bir olay. Güpegündüz Türkiye'nin en büyük adliyesinde adalet görevini yerine getiren, üstelik de dava konusu soruşturmaya daha henüz iki ay önce atanmış bir cumhuriyet savcısının şehit edilmesi olayını, elbette güvenlik birimlerimiz dikkatli bir şekilde izlemek durumundalar ve bu konuda toplumumuzun da, partimizin de büyük bir dikkatle olayı takip edeceğini ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz teklif, daha çok teknik konulara ilişkin bir teklif. Yargıtayda hukuk daireleri arasındaki görev ve işbölümü uyuşmazlıkları nedeniyle zaman kaybını önlemeye yönelik bir düzenleme; 1'inci maddesi bu. Bir diğer maddesi de, Yargıtay üyelerine karşı açılan tazminat davalarının temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yerine Hukuk Genel Kurulunda yapılmasını düzenleyen, bizim de itiraz etmediğimiz iki değişiklik. Bu değişiklikler hayırlı olsun. İnşallah, Yargıtayımız büyük iş yükü arasında bu zaman kaybını ve davaların makul sürede bitirilme işini yerine getirebilir ama üye sayısı artmış, dava daire sayısı artmış ve dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan büyük, devasa bir Yargıtayda sorunların çıkması mukadderdir. Sık sık yargıya başvurmak suretiyle Yargıtay kendi içindeki bu sorunları düzeltmeye çalışıyor. Bizim Yargıtayı görmek istediğimiz esas misyon, bir içtihat mahkemesi olmasıdır. Bunun için de, bir an önce, çıkmış olan istinaf mahkemelerinin Türkiye'de yürürlüğe girmesidir.    

Tekrar, bu değişikliklerin hayırlı olmasını diliyorum ve kendilerine başarılar diliyorum. Böyle acılı bir günde tabii yargı üzerinde çok konuşulabilir ama o konuşmaları inşallah daha başka ortamlarda yerine getiririz diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Beşinci Yasama Yılının sonuna geldik. Birçok arkadaşımız milletvekili adayı, aday adayı, olmadığını ifade eden arkadaşlarımız var. Bu sürecin herkese, milletvekili arkadaşlarımıza, aday olanlara, olmayanlara hayırlı olmasını diliyorum, partilerimize, Türk siyasetine hayırlı olmasını diliyorum. Siyaset, çok zor bir kariyerdir, siyasetçinin tırnaklarıyla, teriyle kazandığı bir kariyerdir. Onun için bütün arkadaşlarımızın emekleri saygıdeğerdir, yapmış oldukları hizmetlerden dolayı hepsini teşekkür etmek bir borçtur diye düşünüyorum ve bu saygın kariyerin öyle ufak tefek şeylerle zedelenmemesi gerektiği inancındayım.

Bunu söyledikten sonra, değerli milletvekilleri, bir tespit yapmak durumuyla karşı karşıya olduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Dönemlerin sonunda bu tespitler yapılır, yasama üyesi olarak bu dört yıllık dönemde nasıl bir faaliyette bulunduk, bir muhalefet olarak, iktidar olarak bu süreci nasıl değerlendirdik? Müsaade ederseniz bu konuya ilişkin görüşlerimi ve tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bunlardan ilki, içinde bulunduğumuz, üyesi olmaktan onur duyduğumuz yasama organına ilişkindir. Yasama organımız kuvvetler ayrılığı ilkesi içerisinde bağımsız, kendi özel çalışması, özerkliği olan devlet çatımızın önemli bir kuruluşudur. İstenir ki, yasama organı diğer kuvvetlere karşı bağımsız olsun, yürütmenin etkisinde olmasın, yargıyla ilişkileri demokratik ülkeler nispetinde olsun. Peki, şu son dört yıllık uygulama performansına baktığımız zaman yasama organı hükûmetten bağımsız davranabilmiş midir? Hayır, açık yüreklilikle söylemek gerekirse yasama organı yürütmenin inisiyatifinde yürümektedir. Mesela, başkasından örnek vermeyelim belki incinebilirler. Dün akşam burada üniversitelerle ilgili bir kanun teklifi görüşüldü. Bizim de bir teklifimiz vardı, Kastamonu Candaroğulları Sağlık Bilimleri Üniversitesinin kurulmasına ilişkin bir yeniden madde ihdasıydı. Normal olarak kiminle görüşmem lazım? İlgili bakanla ve Komisyon Başkanıyla görüşmem lazım. Ben onlarla da görüştüm ama Doğan Bey'le görüştüm. Eğer Doğan Bey, bu yeni madde ihdasına "Evet" deseydi Sayın Bakan ve Komisyon da buna "Evet" diyecekti. Adalet için söylemedim.    

Onun için, Doğan Bey'i Kastamonulular hiç unutmayacaklar inşallah. Bir dahaki dönemde geleceksiniz, gene bu lafları belki size yeni gelen arkadaşlarımız da tekrar ederler. Yani burada alınmasın, Doğan Bey sevdiğimiz bir kardeşimiz ama bir realiteyi anlatmak istiyorum. Yürütme tamamen yasamaya hâkim, yasamanın gündemini tanzim ediyor ve burada çıkacak tasarılar, teklifler tamamen yürütmenin inisiyatifiyle oluyor. Mesela kaç tane muhalefet milletvekiline ait kanun teklifi buradan yasalaştı? Hiç yok denecek kadar az. Bu böyle olmaması lazım. İdeal parlamentolarda kanun teklifi vermek imtiyazı iktidar ve muhalefet partileri arasında fark etmez.

Gelelim başka bir konuya. Mesela, burada bir tartışma yaşandı. Bir eski Bakanımız savunma hakkını kullandı, sataşmadan dolayı söz istedi ama İç Tüzük'te bir hüküm olmadığı için, Sayın Başkanımız, istemesine rağmen -şahsi tercihi- Sayın Bakana burada sataşmadan dolayı söz veremedi. İç Tüzük bunun gibi birçok boşlukla malul.

Torba yasa... "Torba yasa" diye bir kavram icat ettik. Çok çirkin. Yani hiçbir üretici kendi ürettiği ürünün değersizleşmesine razı olmaz. Biz kanun yapıyoruz ve adına "torba yasa" diyoruz, "torba kanun" diyoruz. Yani, böyle bir şey olur mu? İnsan ürettiği ürünü daha iyi pazarlar, daha iyi saygınlığını sağlamak ister. "Torba yasa" ne? Meclis Başkanı Bütçe Komisyonu Başkanına yazıyor, "İlgisi olmayan yasaları birleştirime." diyor, Komisyon Başkanı diyor ki: "Ben böyle yaptım, benim dediğim doğrudur." diyor. Peki, bunu çözecek merci? Yok. Bunu çözecek merci İç Tüzük ve biz İç Tüzük'ü maalesef çıkartamadık. Gündemin 1'inci sırasında aylardır, yıllardır beklemeye devam ediyor.

Gündemin 2'nci sırasında ne var hep pas geçtiğimiz? Devlet Sırrı Kanun Tasarısı var. Önemli bir tasarı. Tarif yok. Komisyonlarda çok acele edildi, "Aman çıksın, çıksın, lazım." diye. Peki, niye görüşmüyorsunuz? Yarım, açtık kitabın ortasından, masanın üzerine bıraktık, duruyor.

3'üncü sırada ne var? Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanun Tasarısı. Cezaevlerinin dış korumasını İçişleri Bakanlığından alıp Adalet Bakanlığına veriyoruz. Binlerce kadro ihdas edildi. Ceza infaz kurumlarında çalışan infaz memurlarına özlük haklarında iyileştirmeler yapıldı, tazminatlar verildi, yıpranma payları verildi, onlar bekliyorlar şimdi. Peki, bunu niye çıkarmıyorsunuz? Maliye Bakanlığıyla anlaşamadınız ve bunu bloke ettiniz, burada durdu şimdi. E, yazık, günah değil mi? O kadar zor şartlarda görev yapan infaz koruma memurlarından bunu niye esirgiyorsunuz?

Başka bir tasarı: Askerî Hâkimler Kanunu'yla ilgili tasarı. Komisyonda acele ettik, bir an önce çıkardık, geldi buraya, 3 madde, 5 madde görüştük, açtık, masanın üzerinde kanun duruyor. Demek ki usul ekonomisine riayet etmiyoruz.

Şimdi acele ediliyor. Bütün bakanlıkların raflarında ne kanun varsa, tasarı varsa, getirdiler, yığdılar, komisyona getirdiler.  

Değerli arkadaşlarım, 8 Hazirandan sonra Meclis duracak mı, Türkiye duracak mı, bu Meclisten kanun çıkmayacak mı? Acele ne? Buna dur demek lazım. Peki buna kim dur diyecek? Buna Meclisimizin dur demesi lazım.

Şimdi, bu noktada grup başkan vekillerimize çok önemli görevler düşüyor, bilhassa iktidar partisindeki grup başkan vekillerimize çok önemli görevler düşüyor. Ben de, kısmet oldu, yaptım, iki dönem grup başkan vekilliği yaptım. Grup başkan vekilinin iki şapkası var. Bir: Kendi grubunun hakkını, hukukunu koruyacak. İki: Meclisin hakkını hukukunu koruyacak. Eğer kendi grubunun hakkını korumakla yetinirse işi tamamıyla yapamamış demektir. Onun için Meclisin tüzel kişiliğini, Meclisin yerleşik kavramlarını, içtihatlarını koruma konusunda grup başkan vekillerinin hassas olması lazım ama bu olmuyor, olmuyor. Hükûmetten ne geldi, bir an önce bunu çıkarma gayreti içerisinde oluyor.

Aklıma şu geliyor: Bir tarihte Galatasarayın İngiltere'de maçı var. Maç devam ederken bir seyirci bölücü pankartla sahaya girdi. İngiliz takımının kaptanı o pankartı aldı elinden, sahanın dışına attı. Kaptanı tenkit ettiler: "Sen niye bunu aldın? Başına bela aldın, husumet çektin." İngiliz kaptan dedi ki: "Ben bu takımın kaptanıyım. Hakem kadar, sahada olacaklardan ben de sorumluyum ve o risk neyse ben üzerime alıyorum." dedi. Onun için, buradaki grup başkan vekili arkadaşlarımız -bu dönem için demiyorum, inşallah ileriye dönük- yeni grup başkan vekilliği görevini yapacak arkadaşlarımız Meclisin hukukunu, Meclisin saygınlığını, Meclisin içtihatlarını koruma konusunda inşallah hassas olurlar, sadece kendi gruplarının haklarını korumakla yetinmezler diye düşünüyorum.  

Şimdi, temel yasa, iktidar için önemli bir avantaj; çok kapsamlı, özellikle kod kanunlarının çıkarılması için çok önemli ve bundan istifade ederek önemli tasarılar çıktı ama istismar edildi. On beş maddelik bir tasarıyı, teklifi temel madde olarak gördük. Bu, bu temel yasanın istismarı anlamına geliyor. Torba yasa çok çirkin, hiç telaffuz etmememiz gereken bir konu ve inşallah önümüzdeki yasama yılında, yasama dönemlerinde bir daha bu şekilde bir kanun yapma ameliyesi olmaz diye düşünüyorum. Bütün bunlar tabii, yasa yapma kalitesini bozuyor, yasalarımızın saygınlığını zedeliyor. Bakanlıklar ve bürokrasi çok sık müracaat ediyor Meclise. Mesela, Yargıtay Kanunu defalarca değişti, Ceza Muhakemeleri Kanunu defalarca değişti. Üç ayda, iki ayda bir kanun değiştiriyoruz. Bu, ne oluyor? Ülkede istikrarı bozuyor, hukuk güvenliğini bozuyor; hem bizim vatandaşlarımız hem de yabancılar bu ülkedeki hukuk güvenliğine ve istikrarına çok dikkat ederler. Bu konuda da hem bürokrasinin hem bakanlıkların dikkatli olmasında fayda var diye düşünüyorum.

Bundan başka ne var? Değerli arkadaşlarım, bundan başka... Dikkatle incelediğimiz zaman, çıkan kanun tekliflerinin, tasarılarının iki ana amaca hizmet ettiğini görüyoruz. Birinci ana hedef, sözde açılım sürecinin hukuki altyapısını tanzim etmek; ikincisi, 17 ve 25 Aralıkta başlatılan yolsuzluk iddialarının hukuki delillerini yok etmek üzere bir hukuki karşı mücadeleyi gördük. Hükûmet, böyle bir anlayış içerisinde çıkarmış olduğu yasalara bu damgayı vurdu yani 10 tane kanun olsa 8 tanesinin bu iki amaca hizmet ettiğini çok rahatlıkla görebiliriz.

Tabii, ülkenin başka sorunları var, başka sektörlerin, toplumdaki değerli vatandaşlarımızın başka beklentileri var. Gönül isterdi ki bunlara da bir yasa olarak cevap verelim ve toplumdaki kargaşayı bir an önce giderelim ama maalesef bu iki konu hem bu yasama dönemini aldı, muhtemelen önümüzdeki dönemde de yine önemli ölçüde yasama faaliyetlerini kısıtlayacağa benziyor.

Sayın milletvekilleri, önemli bir süreçten geçiyoruz. Bulunduğumuz coğrafya çok kritik, ülkemizdeki sınır güvenliği başta olmak üzere birçok güvenlik konusu tehdit altında. İşte, akşam Vatan Caddesi'ndeki Emniyet binasına bir saldırı gerçekleştirilmek üzere yine bir olay oldu. Yani hep kulağımız -Allah korusun- tetikte. Ülkenin neresinde silah patlayacak, bomba patlayacak, bu endişeyle şey yapıyoruz. Tabii, onun için hepimize önemli sorumluluklar düşüyor. Terör bir insanlık suçudur, buna karşı hepimizin birbirimizi suçlamadan dikkatli olmamız lazım ama şu anda devleti yöneten, devleti ve kurumlarını korumakla mükellef olan Hükûmet herkesten daha duyarlı olmak zorunda, daha hoşgörülü olmak durumunda.

Sadece güvenlik konusunda değil tabii sorunlarımız, dış politika konusunda yanlış uygulanan politikalar neticesi önemli sorunlarımız var. İfade özgürlüğünün kısıtlanmasında, düşünce hürriyetinin kısıtlanmasında önemli yasal düzenlemeler yapıldı, bu noktalarda sıkıntımız var. Ekonomi konusu son derece sıkıntılı. Bir faiz tartışması bu ülkede yaklaşık 90-95 milyar liralık bir borçlanma maliyetini artırdı. Hem kurumların hem de kişilerin bu tartışmadan dolayı kayıpları oldu, daha doğrusu ülke ekonomimizin bir kaybı oldu. Şimdi de tartışıyoruz "Acaba faizi yükseltsek mi, dünyadaki trendlere uygun olarak bir faiz yükseltmesine mi gitmemiz gerekir?" diye. Ekonomi dünyadaki gelişmeler ve bizim kendi dinamiklerimizden dolayı sıkıntılı bir noktada. Millî eğitim her yıl yazboz. Sağlık konusunda önemli sorunlar var. Hülasa çok kritik bir sürece giriyoruz. Bence, işimiz, 7 Hazirandan sonra daha zor değerli arkadaşlarım. 7 Hazirandan sonra yeni oluşacak Parlamentoyu ve yeni oluşacak cumhuriyet hükûmetini çok önemli görevler bekliyor.

Böyle sıkı bir döneme bir toplum nasıl hazırlanabilir? Kendi içinde barışık olarak hazırlanabilir. O zaman ilk yapacağımız iş, bizim siyasal uzlaşmayı gerçekleştirmemiz gerekiyor. Siyasal uzlaşmayı gerçekleştirmeden toplumsal uzlaşmayı yapamazsınız. Bugün itibarıyla özellikle iktidarın tavrına bakarak bir siyasal uzlaşma sağlanma umudu çok zayıf ama bunun mutlaka ve mutlaka olması lazım. Bu toplum bu kadar gergin bir şekilde yoluna devam edemez, bu kadar devasa sorunlarını bu gerginlik ortamında halledemez. Onun için siyasal bir uzlaşmayı sağlamamız lazım ki siyasette uzlaşmayı sağladıktan sonra vatandaşlarımız arasında da toplumsal uzlaşmayı rahatlıkla sağlayabiliriz.

Dikkat edeceğimiz şeyler var. Şu anda bana göre sistemin hakemi yok. Kurumlar arasında bir kavga var. Bu kurumları kimin çözeceği kimin hakem olacağı Anayasa'da belli ama Sayın Cumhurbaşkanı anayasal sınırlar içerisinde kalmadığı için bu tarafsızlık ve hakemlik unvanını kaybetti. O zaman iş kime kalıyor? Bağımsız yargıya kalıyor. O hâlde hepimizin öncelikle üzerinde durması gereken konu hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatıdır. Bu konuda da sıkıntılarımız var. Mesela Balyoz davasından 236 subay beraat etti. Geçmiş olsun, çok çektiler, çok bedeller ödediler aileleriyle, kendileriyle ve beraat ettiler ama Basra harap olduktan sonra. Şimdi, belki, bu Meclis ve toplum onların iadeyi itibarları konusunda her şeyden erken davranması lazım, onların bu iadeyi itibarlarını sağlamaları lazım. Bu konu yargının kendi normal akışına müdahale edildiği için oldu. Özel yetkili mahkemeler kurulmasaydı, özel yetkili savcılar olmasaydı Balyoz ve kamuoyuna mal olmuş davaların seyri bence böyle olmazdı.

Şimdi de yargıya bu anlamda bir müdahale var, Hükûmetin inisiyatifine almak için HSYK seçiminden başlamak üzere Yargıtaydaki daire seçimlerine kadar var. Şimdi, Yargıtayda daire seçimleri var, kilitlendi, kaç tur oldu, bilmiyorum. Çoğu tanıdığımız insanlar, saygın, yıllarca daire başkanlığı yapmış insanlar. Eğer Yargıtaydaki üyeleri kendi hâline bıraksanız o üyelerden birini seçecekler ama illa ki bu daire başkanı da benim olsun, burada benim olsun deyince şimdi orası kitlenmiş vaziyette. Hâkimlerimiz odalarını ayırmışlar, birbirlerine selam vermiyorlar. Yani böyle bir yargı husumeti içerisinde, yargının kamplaşmaya girdiği bir dönemde adalet tecellisi de çok zor. Ama bütün bunlara rağmen şu anda içinde geçmekte olduğumuzun krizi çözecek, krizin hakemliğini yapacak Türk yargısıdır. Onun için yüksek yargıçlarımız, hâkimlerimiz yargı bağımsızlığına, hâkim teminatına dikkat ederek önlerine gelen uyuşmazlıkları tarafsız bir şekilde çözdükleri takdirde, en azından şu geçiş sürecinde ülkemizin önemli sorunlarını halletmiş oluruz, buna yüksek Yargıtay da dâhil, Anayasa Mahkemesi de dâhil. En büyük sıkıntılardan biri, yargının siyasallaşmasıdır ve dinimizin siyasallaşmasıdır. Bu iki alandan olduğunca uzak olmamız lazım. Bu bizi sonu gelmez sıkıntılara düçar eder. Parlamento olarak da hep birlikte bu konuya çok dikkat etmemiz lazım diyor, bu teklifin tekrar hayırlı olması dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.