Askeri Hâkimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Hakkında MHP Grubu adına yapmış olduğu konuşması

Dönem: 24 Yasama Yılı: 5 Tarih: 11.2.2015

MHP GRUBU ADINA MURAT BAŞESGİOĞLU

 

Askeri Hâkimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

    

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım, bu vesileyle yüce heyetinizi ve bizi izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.     

Değerli milletvekilleri, tasarının gerekçesinde, ölüm cezası ve ölüm cezasının infazına ilişkin hükümlerin yürürlükten kalktığı, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliklerinde askerî yargıyla ilgili önemli değişiklikler yapıldığı ve Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararlarının yaratmış olduğu hukuki boşlukların doldurulması amacıyla bir düzenleme yapıldığı ifade edilmektedir.     

 Buraya kadar bir itirazımız yok. Anayasal ve yasal boşlukların doldurulması ve düzenlenmesi konusundaki yasal faaliyetlere herhangi bir itirazımızın olmadığını Komisyonda da ifade ettik. Ancak arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, tasarıda yeni kurullar ve yeni uygulamalar sisteme girmektedir. Bunlardan en önemlisi de -biraz evvel değerli grup başkan vekillerimizin ve Turgut Bey'in de ifade ettiği gibi- bir askerî kurulun, yüksek kurulun kurulması meselesi. Bence en çok tartışmaya muhtaç ve üzerinde durulması gereken bir konudur.      

Evet, Türk Silahlı Kuvvetleri ve askerlik mesleği özellik arz eden bir kurumumuzdur, bir hiyerarşisi, bir disiplini vardır ama mesele yargı olduğu zaman bunu sivil yargıdan ayırmak da pek mümkün değildir. Belki bu vesileyle askerî yargıyı da yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasları üzerinde dizayn etmek için elimize bir fırsat geçmiş de olabilir çünkü askerî yargı dava yoğunluğu itibarıyla her geçen gün kapasitesi artan bir yargı hâline dönüşmüştür. Gerçi Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim yargı mimarisi konusundaki özgün görüşlerimizi Anayasa Komisyonuna katılan Konya Milletvekilimiz Değerli Faruk Bal ve Isparta Milletvekilimiz Sayın Nevzat Korkmaz Bey bölümler üzerindeki konuşmalarında ifade edecekler, askerî yargıya ilişkin düşüncelerimiz nedir, bunları ifade edecekler. Ama ben izninizle burada sadece bir iki konuya dikkatinizi çekip yargı sistemimizdeki genel aksaklığa ilişkin görüşlerimi daha çok yüksek kurulla paylaşmak istiyorum.      

Evet, burada herkesin dikkatini çeken konu kurul meselesidir. Komisyonda da ifade ettik, bu kurulun kurulması belki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna benzer bir kurulun da askerî yargıda kurulma düşüncesi iyi niyetli olarak karşılanabilse de buradaki kuruluş kompozisyonu tamamen yargı bağımsızlığından uzak, yürütmenin etkisinde bir kurul oluşturulmaktadır -Sayın Bakanımızın şahsıyla ilgili bir konu değil- Millî Savunma Bakanının bu 5 kişilik kurulun başkanı olması, bu kurul üyelerini bizzat Sayın Bakanın önermesi, Sayın Başbakan tarafından atanmış olması ileri demokrasilerde yargı bağımsızlığı adına hiç kimseye anlatamayacağımız bir çıkmazdır. Ki askerî yargı da olsa işleyişinin yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı üzerine işleyeceği Anayasa'mızda da hüküm altına alınmıştır ve tüm dünyada da bu yüksek yargı konseylerinin kuruluşu anayasal teminat altındadır ve yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasları üzerine kurulmuştur.      

Dolayısıyla bu maddenin düzenleniş şeklinin Anayasa'ya aykırı olduğu inancındayız. Yani muhtemelen bu -bir önyargı, bir peşin hüküm olmasın, mahkemeyi de bağlayıcı bir ifade olmasın ama- Anayasa Mahkemesinden dönecektir çünkü askerî hâkimlere verilen disiplin cezalarına ilişkin yasayı Anayasa Mahkemesi hâkimlerin mesleki kariyerlerine müdahil olarak görmüş ve iptal etmiştir. Ki bu bundan daha ağır bir hükümdür, direkt olarak hâkimlik teminatına ve yargı bağımsızlığının işleyişine ilişkin bir hususa müteallik olması dolayısıyla Anayasa'ya da ilgili hükümlerine de aykırılık teşkil etmektedir. Peki çözüm ne, ne yapılabilir, yani bizim genel olarak askeri yargı konusundaki görüşlerimizi muhafaza etmek kaydıyla? Bu kurulun yürütmenin etkisinden kurtarılması lazım. Sayın Bakanın, yürütmenin, Başbakanın etkisinden kurtarılması lazım. Bunu nasıl bir formülasyon yapacağız?      

Cumhuriyet Halk Partisi bir önerge hazırladık diyor. Bunu grup olarak grup başkan vekilimiz de ifade etti, tartışmaya açığız. Eğer hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı konusunda bizi de tatmin edecek bir noktaya gelirse bu konudaki görüşlerimizi ortaklaşabiliriz. Ama olmaz ise buna karşı çıktığımızı ve Anayasa'ya aykırı olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.     

İtiraz ettiğimiz ikinci konu tasarının 4'üncü maddesinde, Millî Savunma Bakanına kurula yapacağı atamalar dışında Askerî Adalet Teftiş Kurulu Başkanlığı, Askerî Adalet İşleri Başkanlığı ve yargıyla ilgili diğer idari görev kadrolarına muvafakat aranmaksızın tek başına atama yetkisi verilmektedir. Bu düzenlemeyi de hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı esaslarına aykırı bulmaktayız. Muhtemelen bir önerge herhâlde hazırlandı, arkadaşlar inceliyorlar. Üçlü kararnameye dönüşebilirse en azından askerî hâkimler açısından bir güvence geleceği kanaatindeyiz.      

Evet, kurula ilişkin görüşlerimi arz ettim. Bu tasarının çok önemli bir maddesidir. Bunun bu şekilde yasal yapıya kavuşması hem Parlamentomuz açısından hem de Anayasa içtihadımız açısından, geleneklerimiz açısından uygun olmayacaktır. Mutlaka ve mutlaka bir hâl yolu bulunmasında fayda var diye mütala etmekteyiz.     

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konu yargıdan açılmışken tüm toplum olarak hem bugünümüzü hem de geleceğimizi ilgilendiren yargı, bağımsız yargı ve hukuk devleti konusundaki görüşlerimizi de ifade etmeden geçemiyoruz. Yargıya güven konusunda maalesef toplumumuzda çok menfi bir düşünce var, bu, istatistiklerde de ortaya çıkıyor. Yüksek yargı seçimleri yeni yapıldı, yargı mensupları da bu güvensizlik konusundaki rahatsızlıklarını dile getirdiler.      

Son zamanlarda mevcut sorun stokumuza -son zamanlar derken üç yıl, beş yıl, neyse, geriye gitmek mümkün- çok önemli iki tehdit de eklendi. Bunlardan birincisi: Millî bütünlüğümüz, milletimizin millet bütünlüğü ve devletimizin üniter yapısı büyük bir tehdit altındadır. Bu tehdidin varlığını, boyutlarını Sayın Genel Başkanımız defalarca, üzerine titreye titreye anlatıyor kamuoyuna, Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletimize bu tehdidin boyutlarını, bizi götüreceği kötü noktaları, karanlık noktaları defaatle ifade ediyoruz, ifade etmeye devam edeceğiz ama bugünkü konumuz daha çok yargıyla ilişkili bölüm, demokrasiyle ilişkili bölüm.      

İkinci tehdit: Genel anlamda demokrasinin, özelde de parlamenter demokrasinin karşı karşıya olduğu tehdittir. Bugün Türkiye 1876'den beri kazanmış olduğu parlamenter demokrasi konusundaki içtihatlarını, kazanımların, müktesebatlarını hızlı bir şekilde kaybediyor. On yıl evvel, on ay evvel, on gün evvel bu konudaki kazanım 3 ise bugün maalesef 1'e inmiş vaziyette. Nedir? Kuvvetler ayrılığı, yasama-yürütme ilişkisi; emin olun, uzun bir süredir yasama-yürütme birlikteliğine, temerküzüne şahit oluyoruz; Hükûmetin yerine bazen yürütme, yürütmenin yerine yasama, yasamanın yerine yürütme. Artık toplantı mekânlarında bile hassasiyetimiz kayboldu. Devletin bir işini parti teşkilatında görmekten çekinmiyoruz, parti binasında görmekten çekinmiyoruz veyahut da devlet adına bir açıklamayı hiç üzerine vazife olmayan bir kişinin, bir kurumun açıklama yaptığına şahit oluyoruz.      

Hukukun üstünlüğü konusunda çok büyük gedikler açıldı, yargı bağımsızlığı, hâkim teminatı konusunda çok büyük sıkıntılar var. Yabancı ülkelerden, yabancı kültürlerden örnek vermekten hiç hazzetmiyorum ama dikkatlerinizi toplamak adına bir örnek vermek istiyorum, basına da yansıdı: Geçenlerde, Obama, kongrede birlik günü dolayısıyla bir konuşma yapıyor. 300-500 kişilik büyük bir salon kongre salonu. Bütün millet ayağa kalkmış, ön tarafta 6 kişi ayağa kalkmıyor. Kim bu kalkmayanlar? Yüksek mahkeme yargıçları. Kim atıyor yüksek mahkeme yargıçlarını? Devlet Başkanı atıyor. Niçin kalkmıyorlar? Bağımsızlıklarına halel gelmemesi için kalkmıyorlar ve alkışlamıyorlar, bir kısmı da o toplantıya gelmiyor. Amerika'da birlik günü toplantıları çok önemlidir, çok onurlu günlerdir, herkes canı gönülden katılmak ister. Ama, orada 6 tane yüksek yargıç çok önemli bir ders veriyor yargı bağımsızlığı ve teminatı adına.      

Şimdi, bizim ülkemize geldiğimiz zaman, bizim kültürümüzde de Hazreti Ömer adaletinden, işte huzura çıkan padişahı reddeden kadılardan örnek vermek pek kabil ama yakın tarihimizde bu güzel hasletlerden maalesef bahsedemiyoruz. 800 kişilik kararname çıkıyor. Ne kararnamesi hâkim ve savcılarla ilgili, mevsimi değil, zamanı değil? Bu mevsimde ancak mazeret kararnamesi çıkar, hâkim, savcının çocuğu hastadır, kendi hastadır, bir mazereti dolayısıyla yer değişikliği söz konusu olur. 880 tane hâkim ve savcının tayini çıkıyor, yer değiştiriliyor. Şöyle bir anlayış var: "Efendim, biz bir yapıyla mücadele ediyoruz. Bu mücadeleyi yaparken arkadaş, bana hukuk devletinden bahsetme, yargı bağımsızlığından bahsetme, hâkim teminatından bahsetme. Ben bu yapıyı temizleyeceğim." Peki, bu yapıyı temizledikten sonra temizlik sırası kime gelecek? Bizim yargımız hep böyle temizleme ameliyesi üzerine ömrünü, enerjisini tüketip, gerçekten yapması gereken yargısal faaliyeti, yargının güvenliğini hayata geçirmeyecek mi? Onun için, bu anlamda da çok sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı adına.      

Mesela, 17-25 Aralık yolsuzluk iddiaları var, yüzyılın belki çok önemli iddiası, yolsuzluk iddiası. Şimdi, bir yürütme organı hem hâkim hem savcı hem mübaşir hem infaz koruma memuru olamaz. Şu anda 17-25 Aralık operasyonunu yürütme şekli budur; hem savcısınız hem davacısınız hem de yargının bütün personeli adına görev yapıyorsunuz.      

Değerli arkadaşlarım, bir kere yolsuzlukla mücadele Hükûmetin görevi değildir. Hükûmetin nasıl görevidir? Kendi nefsine karşı sorumluluğundan dolayı görevidir. Onun dışında, yolsuzlukla mücadele Türkiye'de yargının görevidir. Hükûmete düşen nedir? "Al kardeşim, elimdeki delil bu. Senin önünü açıyorum, bu iş nereye kadar giderse gitsin bu işi neticelendir." diye ona cesaret vermektir, zeminini hazırlamaktır. Bizde öyle olmuyor, "Yargı, sen bir kenara çekil bakalım, ben halledeceğim bu işi." deniyor. Sen halletmeye kalktığın zaman, hukukta buna "ihkakıhak" denir, kendi hakkını kendin almak gibi çok ilkel bir anlayış söz konusu olur. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.      

Değerli arkadaşlarım, ben 2013 yılı Aralık ayında Adalet Bakanlığı bütçesi üzerine bir konuşma yapmışım. O konuşmanın bir paragrafını tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum: "Ülkemizin yaşadığı siyasi kriz ve kaoslardan çıkışlarda bazen yürütme bazen yasama organı öncülük etmiştir. Bugün ise bu öncülük görevini Türk yargısı yapacaktır." demişim 2013 yılında. Bugün, hâlâ, bütün eksikliklerine, noksanlıklarına rağmen kanaatim aynıdır.

Çünkü -sıkılarak söylüyorum- yasama bu kaosu, bu toplumsal bozulmayı onaracak bir performans gösteremiyor. Yürütme, maalesef bütün Türkiye'nin Hükûmeti olma konusundaki özelliğini toplayamadı; kamplaşma, bölünme ülkede söz konusu. Sayın Cumhurbaşkanının anayasal sınırlar içerisinde hareket etmesi lazım ama diyor ki: "Ben farklı bir cumhurbaşkanı olacağım."      

Peki, o zaman, bu kadar kaosun, bu kadar krizin hüküm sürdüğü bir ülkede bu sistemin hakemi kim olacak? Anayasa, Sayın Cumhurbaşkanına "Devlet organları arasındaki uyumu, koordinasyonu sağla." diye görev vermiş. Ama siz Cumhurbaşkanlığı makamı olarak bir taraf olursanız o zaman hakemlik misyonunuz bitmiş demektir. Onun için yargıyı adres olarak gösteriyorum. Bütün eksikliklerine rağmen, bütün noksanlıklarına rağmen içinden geçmiş olduğumuz devlet krizini, siyasal krizi azaltacak, çözecek Türk yargısıdır. Yeni seçimler oldu, Anayasa Mahkemesi Başkanımız değişti, Yargıtay Başkanı değişti; hayırlı, uğurlu olsun. Bağımsız yargı adına, hukukun üstünlüğünü koruma adına yapacakları görevlerde üstün başarılar diliyoruz. Önceki başkanlarımıza da teşekkür ediyoruz, Anayasa Mahkemesi Başkanına ve Yargıtay Başkanına teşekkür ediyoruz. Yeni seçilen Yargıtay Başkanı çok ümitvar sözler söyledi yargı bağımsızlığı adına, hâkimlik teminatı adına. İnşallah bu sözleri devam ettirecekler. Ama bu konuda yargıya biz bayrak görevi veriyorsak yargının, yargısal cesareti ve yargısal dürüstlüğü hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan sergilemesi lazım. Bu konuda kendini vazifeyle addetmesi lazım. Siyaset olarak biz de, Hükûmet olarak biz de yargının bu mukaddes işleyişine müdahil olmamamız lazım. Yargıyı ele geçirme adına, yargıyı siyasallaşma adına hiçbir adım atmamamız lazım.      

Değerli arkadaşlarım, bugün itibarıyla yargının şu bölümünü, bu bölümünü ele geçirebilirsiniz, bu çözüm değil. Hukuk hepimize lazım, bunu herkes acı tecrübesiyle yaşadı. 12 Eylülden bu tarafa, 1960 ihtilalinden bu tarafa görev yapan siyaset kadroları hukukun bir gün herkes lazım olacağını acı tecrübelerle gördü. Onun için, ne olur, şu hukukun siyasallaşması, yargının siyasallaşması konusundaki emellerimizden vazgeçelim. Bırakın, doğru dürüst işleyen, herkesin mutmain olduğu bir yargı sistemini bu ülkeye kazandıralım. Bence en büyük önceliğimiz budur. Onun için de tutulur, tutulmaz ama Hükûmete ve siyaset kurumuna da yargının işleyişine sakın olan müdahale etmeyelim diye bir çağrıda bulunmak istiyorum.     

Değerli arkadaşlarım, çok kritik süreçlerden geçiyoruz. 7 Haziranda ülke olarak bir seçime gidiyoruz. Yanlış anlamayın, seçim neticesi sorunlarımızın 8 Haziranda biteceği bir döneme girmiyoruz. Esas, Türkiye'nin problemi, 8 Hazirandan sonra olacak, temmuzda olacak, ağustosta olacak, sair devam aylarda olacak. Bir parti ne kadar oy alırsa alsın bu sorunları aşma konusunda tek başına yeterli kalamaz. Onun için, bunca yılın siyaset tecrübesine dayanarak izninizle düşüncem şudur ki: Ülkemizin büyük bir siyasal uzlaşmaya, toplumsal uzlaşmaya ihtiyacı var. Bir koalisyon formatını aşan, partilerin oy oranlarıyla ilgili olmayan ama toplumda büyük toplumsal uzlaşmayı sağlayacak bir anlayışın ülkemizde hakim olmasını istiyorum ve üzerinde anlaşacak, ülkemizin önemli konularını birlikte kararlaştıracak bir manifestoyu, bir millî programı hayata geçirebiliriz. Ne yapabilir bu büyük uzlaşma? Anayasa'mızın 1, 2 ve 3'üncü maddeleri var, devletimizin bütünlüğü, birliği, dili; bunlarda uzlaşmayı tekrar kuvvetlendirebiliriz. Hâkim teminatı, yargı bağımsızlığı var, hukukun üstünlüğü var, parlamenter demokrasi var. Bunlar üzerindeki mutabakatlarımızı, iradelerimizi yenileyerek topluma deklare edebiliriz. Diyebiliriz ki: "Çocukları terör alanlarına sürmeyin. 13 yaşındaki, 15 yaşındaki çocukları polisin, askerin karşısına dizmeyin." veyahut da "Artık bütün savaşlarda, şunda, bunda kalkmış bu mayın işinden, kahpe mayın tuzaklarından vazgeçilsin, bu konudaki uluslararası sözleşmeler uygulansın." diyebiliriz. 13 yaşına düşmüş uyuşturucu kullanmayla birlikte mücadele edebiliriz. Bütün bunlar gibi bunlara ilave edilecek bir listeyle, biz, bir toplumsal uzlaşma üretebiliriz ama bunu sokaktaki vatandaştan bekleyemeyiz. Bunu partiler yapacak, başka iktidar partisi olmak üzere, muhalefet partileri bir araya gelip bu toplumsal birlikteliği sağlamak için topluma bir deklarasyon yapacaklar. Bunun için de evvelemirde, Sayın Cumhurbaşkanımız anayasal sınırlar içerisinde kalmak zorunda. 103, 104, 105'inci maddelerde Anayasa'nın tarif ettiği bir misyonla görevine devam etmek zorunda çünkü sistemin hakemi yok. Bir, bu olacak.      

İkincisi, eğer milletimiz de bu tarif ettiğim büyük uzlaşmaya taraftarsa 7 Haziranda siyasi partileri masaya bu güçle oturtacak. "Evet, ben bu ülkede uzlaşma istiyorum, ben bıktım artık bu kamplaşmadan, bu bölünmeden." diyorsa o zaman siyasi partilere bu uzlaşma karşısında rol vermesi lazım, rol vermesi için de destek vermesi lazım.      

Evet, bu samimi duygularımı değerli milletvekillerimizle paylaştım. İnşallah, önümüzdeki süreç ülkemizin birliği, dirliği ve vatandaşlarımızın esenliği adına hayırlara vesile olur diyor, Sayın Başkanım başta siz olmak üzere bütün yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)